Monday, January 16, 2017

Emperyalizm ve Jeopolitik -Kısa bir tarihsel teorik giriş- Yazılmakta olan bir kitabın 9. Kısmından bir bölüm. Yorum yazmak isteyenler olursa sevinirim

Bir önceki bölüm:

9.2.2 Bağımlılık ve Azgelişmenin gelişmesi

(...)

9.2.3 Frantz Fanon- emperyalizme karşı mücadele

Frantz Fanon’un (1925-1961) önemi, hem emperyalizme karşı bağımsızlık, hem de bağımsızlığı kazandıktan sonra bunu emperyalizme karşı koruma, mücadelesinin sorunları üzerine değerli analizler üretmekle kalmamış aynı zamanda Cezayir bağımsızlık savaşına da doğrudan katılarak devrimci teori ile pratiği birleştirmiş bir siyah radikal entelektüel ve siyasi militan olmasından kaynaklanıyor.
Fanon’un, sömürgelerin emperyalizme karşı mücadelesinin pratik siyasi ve kültürel hatta psikolojik sorunları üzerinde düşünen yazarların, bir anlamda 1980’lerda canlanan “post-colonial” çalışmaları alanının öncüsü olduğu söylenebilir. Diğer taraftan, Ortadoğu’da son 15 yılda, özellikle “Arap Baharı” olarak nitelenen  olaylara sahne olan 2011 yılından bu yana yaşanan gelişmeleri göz önüne aldığımızda, Fanon’un,  düşüncelerinin bizim zamanımızda da önemini korumaya devam ettiğini de kolaylıkla söyleyebiliriz.
Fanon 1925’de Martinique’de doğdu. Lise yıllarında, Avrupa sömürgeciliğinin önemli eleştirmenlerinden yine Martinique doğumlu, Aimé Cesaire’in görüşleriyle, “Negritude”, “siyahlık durumu” kavramıyla tanıştı. Fanon 18 yaşında, 1943 yılında Martinique”i terk ederek, Alman Faşizmine karşı savaşmak üzere Özgür Fransa ordusu saflarına katıldı. Savaştan sonra Fransa’da kaldı, Lyon Üniversitesinde tıp ve psikiyatri okudu. “Siyahların yabancılaşmadan (disalienation) kurtulması” konulu bir deneme yazdı; bu denemenin genişletilmiş hali 1952’de  Siyah ten beyaz maske başlığıyla yayımlandı. Fanon 1953’de Cezayir’e giderek Blida-Joinville hastanesinde Psikiyatri bölümünde çalışmaya başladı. Ertesi yıl Cezayir Bağımsızlık savaşı patlak verdi. Fanon 1956 yılında  hastanedeki görevinden ayrılarak bağımsızlık mücadelesine katılmak üzere Tunus’a gitti, Orada Ulusal Kurtuluş Cephesi (FLN) yayın organı Mücahit’in  editörlüğünde çalıştı. Fanon’un Cezayir halkının bağımsızlık mücadelesini anlatan yazıları 1959’da Cezayir Deviminin beşinci yılı başlıklı bir kitapta toplandı. Fanon’a 1960 yılında Lösemi kanseri teşhisi kondu. Fanon, 1961 yılında ölene kadar tüm enerjisini Dünyanın Lanetlileri başlıklı son derecede büyük bir öneme sahip eserini tamamlamak için harcadı.
Fanon’un deneyimi ve görüşleri, en önemlisi katkıları sömürgeciliğe karşı mücadele edenler için büyük ilham kaynağı oluştururken, eleştirileri son derecede önemli uyarılar olmaya bugün de devam ediyor. Edward Said Fanon için, “ortodoks ulusalcılığın, emperyalizmin açtığı yoldan gittiğini, emperyalizmin iktidarı bunlara terk eder görünmekle birlikte aslında hegemonyasını yaygınlaştırdığı gerçeğini,  görebilen ilk önemli anti-emperyalizm teorisyenidir”[[1]] diyordu.
Fanon’un, kendini Marksist olarak tanımlamamış olmasına karşın Marksizm’den, Varoluşçuluk’tan psikanaliz teorilerinden de yararlanarak emperyalizm teorilerine katkılarını üç kategoride toplayabiliriz. (1) Emperyalizme karşı bağımsızlık savaşının pratik ve kültürel sorunları. (2) Bağımsızlıktan sonra gündeme gelen sorunlar; ulusalcılığın kimi çıkmaz sokakları. (3)  Emperyalizme karşı bağımsızlıktan önce ve sonra mücadelenin kültürel, psikolojik (psikanalitik) boyutu.
1- Ulusal bağımsızlık, ulusal burjuvazinin entelektüellerin sömürgeci devletle pazarlıklarının sonucunda değil, kitlelerin  örgütlü ve silahlı mücadelesiyle kazanılmalıdır. Ulus, kitlelerin aydınlanması, eğitimi, “yeni” insan, “yeni kültür ancak bu mücadele içinden çıkabilir,  bu mücadele ile şekillenebilir.
Sömürgeci devletle yapılan pazarlıklar yoluyla elde edilecek bağımsızlık kısa sürede,  beyaz tenli sömürgecinin kitleler üzerinde uyguladığı baskının, sömürü rejiminin yerine, bu kez yerli siyah tenli bir sınıfın, ulusal burjuvazinin, entelektüellerin uyguladığı baskı, sömürü rejiminin almasına yol açar.
Bağımsızlık mücadelesi ve şiddet (silahlı mücadele), sömürge yönetiminin, beyaz adamın kültürünün asırlar boyunca kitlelerde yarattığı aşağılık, iktidarsızlık duygusunun kırılmasına, özgüvenin kazanılmasına hizmet eder, hatta bu özgüvenin kazanılması için gereklidir.
2- Kitlelerin, kendi temsilcileri olan parti ve entelektüeller yoluyla sürdürdüğü mücadele, bağımsızlık  sürecinde ulusal burjuvazinin çıkarlarının egemen olmasını engellemeli,  bu sömürgecilikle uzlaşmaya hazır, toplumsal olarak gereksiz orta sınıfın ortadan kalkmasını sağlayacak  toplumsal koşulları inşa etmelidir.
Ulusal burjuvazi kendi ekonomik siyasi çıkarlarının belirleyiciliği altında,  kitlelere ihanet ederek ulusal kurtuluşu yarıda kesme ve bir baskı rejim kurma eğilimi taşır. Dahası ulusalcı bilinç kolaylıkla “donup katılaşarak” bir taraftan, giden beyaz efendilerin yerine yeni renkli (coloured) efendilerin geçmesine yol açabilir, diğer taraftan, kolaylıkla aşırı milliyetçiliğe, ırkçılığa, aşiretçiliğe dönüşerek dejenere olabilir. Bu duruma tek çare, ulusalcı “yerlici” bilincin aşılarak gerçek kurtuluşa, toplumsal bilincin ulusalcı bilinci ötesine geçilmesidir.
Ulusal kurtuluş mücadelesine kadınların katılımı, ataerkin kültürün, peçenin, çarşafın baskısını kırmaya başlar. Bu sürecin ulusal kurtuluştan sonra devam etmesi son derecede önemlidir.
3) Gerek sömürgecinin egemenliği, gerek sömürgeciliğe karşı mücadelede, gerekse de ulusal kurtuluştan sonra önemli kültürel sorunların başında, Fanon’un “siyah ten beyaz maske” olarak tanımladığı marazi öznellik biçimi gelir.
Fanon’a göre ulusalcılık ne bir siyasi doktrindir ne de siyasi bir program. Devrimci bir partinin kitlelerin çıkarlarını ifade etmesi ve mücadeleyi bunun etrafında örgütlemesi esastır. Bir ulus, devrimci liderliğin tasarladığı kitlelerin anlayarak kabul ettiği bir sosyoekonomik programdan başka bir şey değildir.
Kurtuluş bir armağan değildir. Kitlelerin kendi eylemleriyle elde ettikleri bir şeydir. Bu aynı zamanda bir kültürel özgürleşme, yüzyılların bilinçlerde yarattığı siyahlık, eksiklik ikinci sınıf olma duygusundan kurtula mücadelesidir. Bu mücadele aynı zamanda emperyalist kültürün egemenliğine ve sızmalarına karşı bir direniş mücadelesidir de.
Fanon’un, kendi zamanının çok ilerisindeki bu savına göre, sömürgeleştirme döneminde, sömürgecinin kültürü, yerel sömürge halkın kültürünün yerine geçtikçe, sömürgeci ırkçılığın psikopatolojik etkileri, sömürge halkın bireylerinde ruhsal davranış bozukluklarına yol açar. Bu etkiler sömürge halkın bireylerinin bağımsız kimlikler geliştirmesine olanak vermez. İkincisi, sömürgeci Batı kültürü “beyazı” saflıkla, temizlikle,  iyilikle, siyahlığı da kirle kötülükle özdeşleştirdiğinden, sömürge halkı da siyahlığı kötülükle özdeşleştirmeyi öğrenir. Böylece sömürge çocukları beyaz olmayı arzulayarak büyür, kendi siyah kimliğini yadsımaya çalışır, kendi halkına beyazların gözüyle bakmaya alışır. Bu çocuklar, entelektüeller siyah insanı,  eksik, gelişmemiş, aşağı insan olarak algıladıklarından siyahlığı kabullenemez,  kendi halkını beyazların gözünden görmeye devam eder: bu konumda kaldıkça da asla özgürleşemez.
Ancak Fanon sömürgecinin kültürünü tamamen inkar etmez, asimile olmaya direnen aynı zamanda iki kültür arasında köprüler kuran ve bu yolla bir karşıt hegemonya söylemi inşa etmeyi amaçlayan “hibridliği” savunur.
Yeryüzünün Lanetlileri kitabında Fanon, bu durumu üç aşamada betimler. Birinci aşamada sömürgenin entelektüeli sömürgecinin kültürünü özümser. İnançları sarsılmaya başlar. İkinci aşamada, inançları sarsılan entelektüel, halkın içine döner, anıların, öykülerin, folk mitolojilerinin içine gömülmeye  başlar. Üçüncü aşamada, entelektüel halkın ataletinin, dinginliğinin kendisini teslim almasına izin vermez. Sömürge entelektüeli, bir ulusun varlığının bir kültürle değil,  ancak halkın işgalci sömürgeciye karşı gerçekleştirdiği mücadelesiyle kanıtlandığının bilincine varır.



[1] Edward Said. Culture and Imperialism, Vintage, 1994 sf. 329. Aktaran Hamza Hamouchene, “The Legacy of Frantz Fanon”, CounterPunch, 13/03/2015

1 comment:

hnvk said...

"Edward Said Fanon için, “ortodoks ulusalcılığın, emperyalizmin açtığı yoldan gittiğini, emperyalizmin iktidarı bunlara terk eder görünmekle birlikte aslında hegemonyasını yaygınlaştırdığı gerçeğini, görebilen ilk önemli anti-emperyalizm teorisyenidir”[[1]] diyordu."
bu alinti ve yazinin taamami bana buradan kitapta 1919-1938'e bir deginme olacagi duygusu uyandirdi. her ne kadar, anadolu cografyasinda acik somurgecilik olmadiysa ve renk de siyah degilse bile bir donem sonra bati ile uzlasma Fanon'un bolumde anlatildigi kadar bilebildigim dusuncelerine bir paralellik tasiyor sanki; niyet o olmamasina ragmen, belki kisitlar, belki entellektuel birikim ve bence daha baskin olarak bir yapinin tasfiye edilmemesi "devrimin" yolundan sapmasina neden oluyoradeta. benzer durum, sosyalist diye tanimlanan devrimlerde, iste cin, vietnam, rusya vb. ve son olarak kuba orneginde de var. buradaki ikilem, kanimca, devrimi idame ettirmekle yeniden bir seyler yapmak icin yikilmasi gerekenlerin ne kadar buyuk ve cok oldugunun farkina varilmasindan kaynaklaniyor. bir tur korku da diyebiliriz buna, sonucta kendini kabul ettirmek icin uzlasma zorunlulugu doguyor. ve uzlasan her zaman kaybediyor. diger taraftan uzlasmadigi zaman da muhtemelen kaybedilecegi dusuncesi de bilincaltinda egemen oluyor olmali. ulusal kurtulus savaslarinda bu is daha kolay gibi gorunuyor sosyalizme gittigini dusunenlere kiyasla. o zaman, geriye savasin hemen ardindan cok yogun bir egitimin gerekligi cikiyor, turk devriminin hala tam olarak bastirilamamasinin nedeni bu olsa gerek.

hakan nuri veysi kirklar