Wednesday, November 06, 2013

Aynı ev de kalanlar hakkındaki düşünceler üzerine düşünceler


Şamil Tayyar Başbakanın sözlerine açıklık getirmiş.
Kızların iradesi yoktur, ahlakı yoktur örgütler (neyse bunlar) onları kullanır.
Nietzsche Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında, bir yerde, “bir adam geliyordu” demek yerine “bir kulak geliyordu” der. Bir şeyden, bir parçasına indirgeyerek söz etmeye metanomi deniyor. Gemiler geliyor yerine örneğin beyaz yelkenler geliyor demek gibi…
Bu vatandaşlar da kızlara bakıp bir (araç, yem, ya da…) geliyor diyorlar anlaşılan.
Baş örtüsüyle özgürlüklerini kazandılar. Tamam itirazımız yok haklarıdır da. Ama sürekli aşağılanmakta olduklarının da ayırdında değiller mi?
Erkeklerin hepsi de adeta bir kıza kadına, bakınca önce akıllarına yalnızca becermek, kullanmak, yem yapmak mi geliyor bu beylerin dünyasında. Tabii çoğu gez bunu başaramayınca (kadınların da iradesi vardır, araç değillerdir, hele erkeğin aracı hiç…) döv, sakatla öldür…
Bir de gereği yapılır deniyor. Birileri de ama yasa yok… Var yeni polis yasası al götür 24 saat taciz et demiyor mu daha ne olsun?

Lacan Kadın erkeğin “semptomudur” diyordu. Bu beylerin hastalığı nedir acaba ki semptomu böyle tezahür ediyor.   Bazı “Evet ama yetmez” demiş olan profesyonel psikanalistlerden bizi aydınlatmalarını bekliyoruz.  Bu arada Nazlı Ilıcak bile “utanmış”...

Sunday, November 03, 2013

“Olay”


-I-
Siyah uzun kuyruklu yaratıklar gibi geldiler
Yumuşak karınları üzerinde sürünerek
Çadırları ateşe verdiler herkes uyurken
Sonra, külrengi zehirli bir duman,
Su, ateş ve ölümcül gaz fişekleri
Ama teslim olmadı meydan.

Burası Termopil değil, ne de dağ başındaki dar geçit.
Ama, yine dalgalarla bir Sultanın karanlık orduları.
Kız, erkek, sarı yeşil kırmızı,
pembe ve siyah, kırmızı ve beyaz
Yerlerini terk etmediler aynı yürekle, aynı inatla
Barbarların savaş çığlıklarına karşı kahkahalarla

-II-

Sözcükler
Binlerce kilometre uzaktan birbirini izliyor
Kılcal çatlaklardan sızarak özgürleşiyor magma
Lav dereleri akıyor birikiyor biçim alıyor biçim veriyor
Okyanusun çölünde kaos ve düzen birlikte
Bir ada inatla yükseliyor yüzeye doğru.

Yeni, “şey”in doğuşuna tanık olmak ürkütür. Hele
Yapıları, varsayımları sorguluyor belirsizlik yaratıyorsa
-Apparatchik önce görmek istemez sonra katılır çaresiz-
Ama, var olan değişerek yeniden oluyorsa umut var.
Ekran tutsak aldı sabaha karşı... ev sessiz, herkes uykuda,
Bahçeme bitişik bostandaki tilki gecenin karanlığını yırttı.
Biri basınçlı su dedi, biri biber gazı, hatta evlerin içine kadar
Arkasından yeni sözcükler, ölüme, direnişe dostluğa dair
Kafasına çarptı, kalbi kaldırmadı, pala, pusu ölüm sokakta
Kediler boğuldu, kuşlar cansız ağaçların altındaki toprakta

III
Zaman daha çok genç, deneyimsiz.
Ölmüş zamanların ruhları üstelik
Omuzunda maymun, ayaklarında zincir.
Ama, iyi ki bazı Haziran günleri var...
Sonra adanın üzerinde yeni topraklarda
Kurulacak evler, yeşerecek tohum ve hasat
Daha şimdiden, tüm renkler parıldıyor
Birbirlerine karışmadan, ama birlikte
Umut, kendini ekliyor başka umutlara
Tahrir, Porto del Sol, Wall Street, Syntagma...
Karanlığı bölüyor parçalıyor barikatların alevleri
Betonun hastalıklı yüzü aydınlanıyor
Başka bir yaşamı doğaçlama deniyor birileri
Parklarda meydanlarda dansla şarkıyla aşkla

O sırada, kin öfke, giderek artan yalnızlık
Tam bir adam gerçekten tek adam olduğuna
inanmaya başlamışken bozulan planlar.
Perde yırtıldı arkasındaki cüce artık gizlenemiyor.
“A Takımı” dağıldı perdeyi astıkları köşeler şimdi boş.  
Yerine polis destanlar yazıyor artık,
Yeni silahlar alınacak, herkes izlenecekmiş
Gaz bundan sonra ülkede üretilecekmiş
Hatta yeni yetkiler falan. Tüm bu çabalar boş yere!
Babil kulesi yıkılmaya başladı bir kere...



Sunday, October 20, 2013

"Ruhunu anlamak gerekir" derken...


  1. AKP sıradan bir Burjuva partisi değil. Seçimlere, devlete, devlet ekonomi, siyasetçi ilşkisine bakışı farklı
  2. AKP dini bir ideoloji ile kapitalizmin karışmasından oluşan bir söylem üzerine kurulu toplumsal akımın ve iktidar bloğunun temsilcisi
  3. AKP bir toplumsal mühendislik sürecini yönetiyor, toplumu  her zaman seçim kazanmasına olanak verecek biçimde yapılandırmaya çalışıyor
  4. Bu bağlamda AKP'nin haklar ve özgürlükler anlayışı, kişi özeline,  ev yaşamının içine, beden politiklarına bakışı bildik burjuva partilerininkinden farklı, olağan üstü rejimlere has totaliter özellikler sergiliyor.
AKP'yi farklı yapan zamanın yeni ruhunu tanımlayan bu gibi etkenlerin listesini daha da zenginleştirmek olanaklı...
Ama bunların ayırdına varmadan, AKP karşıtı olmak havanda su dövmeye benzemekten, süreç ilerlerken yol kenarında söylenip durmaktan öteye geçmeyecek ne yazık ki!

Saturday, June 01, 2013

Momentumu Korumak Yaşamsal!

Gezi Parkı’ndakilere polisin saldırmasıyla başlayan gelişmeler, kısa sürede, ülkenin her tarafında, hatta dünyada yankılandı. Polis saldırdıkça katılanların sayısı arttı, protestolar hız kazandı. Yaşananların hiç beklenmedik bir anda ve yerde patlak vermesi, hızla tüm muhalefeti yörüngesine çekmesi, etki alanının hızla genişlemesi, sonuçlarından bağımsız olarak, tarihsel anlamda “Olay” kategorisine girecek bir toplumsal sarsıntıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.

Bu “beklenmedik” bir anda patlak vermiş olmasına karşın, AKP hükümetinin gittikçe artmakta olan baskı ve şiddetinin, beceriksizliklerinin, Kürt sorunundaki çıkmazın, Suriye fiyaskosunun , Reyhanlı felaketinin şekillendirdiği bir “olay alanına” aitti; “olay alanını” genişletti, daha önce hiç olmayan olasılıkları gündeme getirdi.

“Olayın” ahlakı hızla “AKP rejimine hayır” ilkesi etrafında şekilleniyor.  Sınıfsal  bileşenleri, teknolojisi, Tahrir, Porto del Sol, Sintagma, Wall Street işgal olaylarını anımsatıyor. Bu anımsatma “Gezi olayının”,  “evrensel” bir boyuta sahip olduğunu gösteriyor. Dünyada anti-kapitalist çevrelerin destek veren mesajları da bu evrensel boyutu doğruluyor. “Gezi Parkı” olayının öznesi “çokluk” bu anlamda yalnızca Türkiye’nin değil, geçen yıl dünyayı sarsan dalganın da sorumluluğunu üstlenmiş durumda. Avrupa ve ABD medyasının olayı görmekte bu kadar isteksiz davranmasının arkasında bu gerçek var.

Bu “olayın” geçen Tahrir’den bu yana dünyayı sarsan dalgayla bir benzerliği olmakla birlikte önemli ve bu aşamada ısrarla vurgulanması gereken bir avantajı da var. Türkiye’de güçlü, deneyimli sol örgütler var, Kürt ulusal-demokratik hareketi var; bir türlü yolunu bulamasa da tüm zaaflarıyla birlikte “Sosyal Demokrat” olma iddiasındaki CHP var, tğm zaaflarına karşın ulusalcı- cumhuriyetçi seküler bir  kentli orta sınıf var. Bu ülkenin doğusu ve batısı zengin ve derin bir mücadele geleneği olan bir sol muhalefet tarihine sahip.

Ayrıca, Tahrir’den bu yana yaşananlar bu ülkede etraflıca tartışıldı deneyleri edinilmeye çalışıldı. Özellikle Yunanistan ve Şiriza deneyimi önemliydi. Şiriza’nın benzerini kurmak, onun politikalarını kopyalamak değil sorun. Sorun Yunanistan da işine düşülen hataları tekrarlamamak.  Sol gruplar, özellikle üç büyük grup, bu “Olayın” üzerinde birlikte davranmanın, “egemen bloka” karşı bir “tarihsel blok” kurmanın deneyimini yaşamaya başlamayı denemek zorundalar.
Çünkü, “Olay”da esas olan “momentum”dur. Şu anda, copun, suyun, kimyasal silahların yanı sıra, bir de sinir harbi yaşanıyor. Hükümet muhalefetin momentumunu kırmaya çalışıyor. Bu momentum, muhalefet belli bir ağırlığa ulaşmadan, ülke çapında kalıcı bir meşruiyet kazanmadan kırılırsa, ardından nelerin yaşanacağını bilmek için fala bakmak gerekmiyor.

“Cumhuriyet Mitingleri” AKP’yi çok korkutmuştu. Seçimlerden sonra, tam da beklediğimiz gibi, AKP dönüşümleri hızlandırdı, saldırıları da: Darbe senaryoları, tutuklamalar, sabah karşı baskınlar telefon dinleme vb... Bu kez saldırının hangi kesimleri hedef alacağı açık değil mi. Momentumu korumak, kelimenin gerçek anlamıyla da yaşamsal öneme sahip.


Friday, May 03, 2013

Twitter’deki bir 1 Mayıs tartışması bağlamında kısa notlar



  • Aradaki tarihsel farklılıklar silinmesin ama artık bu farklılıkların güne ışık tutmadığı da anlaşılsın. Bu iki gelenek ortadan kalkmadı ama artık bir önceki döneme ait. Her ikisi de bu gün önümüze bizi ilerletecek. Karşımızdaki sorunlarla başa çıkmamıza yardım edecek çözümler üretemiyor.
  • Net çizgiyi dünyayı değiştirmemize yardım edecek devrimci bir diyalektikle uyumluysa çizelim. Ama bunu bu gün çizecek durumda değiliz.  İç tutarlılığı olan sözler söylemek en fazla rasyonel sübjektivizme açılıyor o kadar.
  • Bu iki geleneğin arasındaki keskin ayrışmanın artık geride kaldığına ilişkin iki örnek vereyim.
  • Stalinist gelenek denen şeyin zaafları ortada. Ama Troçkist geleneğe ait olmak, Yunanistan’da Syriza’ya karşı Yunanistan Komünist Partisiyle aynı tutumu almayı, Türkiye’de siyasal İslam’la, anti-komünist liberallerle işbirliği yapmayı engellemiyor. (Tüm Troçkist gruplar böyle yapıyor demiyorum)
  • Ayrıca bu ülkenin komünizminin, unutulmaması  gereken bir kendi deneyimler geleneği de var. “Troçkist gelenek neden bu pratik gelenek içinde kendine bir yer ayırmayı başaramadı?”  sorusu üzerinde de ayrıca düşünmek gerekiyor. 
  • Aslında, Yeni dönemde komünist harekete katılmaya başlayan  kuşaklar açısından bu geleneklerin pratik bir anlamı da kalmadı.
  • Yalnızca Türkiye’de değil, dünyada da bu iki geleneğin mirasını ve zaaflarını diyalektik biçimde aşacak yeni bir yapılanma aranıyor.
  • “Benden başka komünist yok” saplantısından kurtulmazsak, ne faşizme ve  çağdaş gericiliğe karşı etkin bir mücadele hattı inşa edebiliriz, ne de bu yeni yapılanmayı düşünebiliriz. TKP olmadan, Halkevleri, ÖDP, hatta EMEP olmadan salt keskin bir çizgi çekerek bu “cephe-hat” oluşmuyor. Bu arada zaman hızla ilerliyor gerici dalga, her yeri kaplayarak, altına alarak burjuva özgürlükleri bile boğarak yükselmeye devam ediyor

Wednesday, January 02, 2013

İktidarın momentumu kırılırken yeni olasılıklar

(BirGün gazetesi Pazar ekinde yayımlandı: 30/12/2012)



Geride bıraktığımız 2012, gelecekte,  AKP’nim temsil ettiği, “tarihsel blok”un 2002’den bu yana  hız kesmeden süre gelen, devleti, toplumu şekillendirme sürecinin momentumunun kırıldığı yıl olarak anılmaya aday gibi görünüyor.
Eğer bu doğruysa, sol açısından, uzun zamandır, ilk kez bir karşıt “tarihsel blok” kurmanın olasılıkları gündeme gelecek demektir.
Mao devrimci süreci bisiklete benzetirdi, “ileri doğru gitmeye devam edemezseniz eninde sonunda düşersiniz”. Gerçekten de devleti ve toplumu değiştirmeye, var olan sınıflar arası ilişkileri yeniden düzelmeye niyetli siyasi hareketler için momentum her şeydir: Saldırdığın yapının güçlerinin nefes almasına olanak vermeden, irili ufaklı kazanımlarla ilerlemeye devam...
Yoksa, kurmaya çalışılan iktidar söylemi sorgulanmaya, mevziler sarsılmaya, muhalefetin kontratağa kalma olasılığı belirmeye başlar. AKP ve temsil ettiği “bloğun” böyle bir  eşiğe geldiğini düşündüren  belirtiler 2012 yılı boyunca artı.

“Blok” istikrarını kaybediyor

AKP’de temsil edilen “tarihsel blok” üzerine, daha önce yapığım saptamaları anımsatarak devam edeceğim.
Osmanlı toplumunun egemen sınıfının, çok özel konumundan dolayı, kuşaklar boyu kendini yeniden üreterek bu güne kadar varlığını sürdürmeye devam eden bir fraksiyonu, Müslüman entelijensiya, 2000’li yılların başında “iç ve dış dinamiklerin örtüşmesi” olarak tanımlanan bir “durum” içinde, liberal entelijensiyanın da katkılarıyla, sermaye sınıfının, halkın en muhafazakar kesiminin desteğine dayanan yeni bir “tarihsel blok” kurmaya başlayarak devletin yönetimini ele geçirdi.
Bu entelijensiya, bir tür (dini-ahlaki) bilginin üretiminin, yeniden üretiminin, varoluşunun önkoşulu, bugün toplumsal ekonomik artığa, kapitalist birikim süreçlerine ulaşmasının aracı olduğunu biliyor. AKP  hükümeti kurulduğundan bu yana, bu entelijensiya devletin olanaklarını kullanarak, bu bilginin dolaşım kanallarıyla araçlarını, kendi tekeli altına alarak kendini egemen (kapitalist) sınıfın içinde hegemonik fraksiyon olarak yapılandırma yönünde ilerliyor.
AKP iktidar bir taraftan, tekeline almaya çalıştığı bu özel (dini- ahlaki) bilginin, toplumun simgesel evrenini, tüm farklı söylemleri (ulusal kimlik, etnik-dini aidiyetlerden, komünizme kadar), dışarı atarak doldurmasını sağlamak için, devletin disiplin ve cezalandırma araçlarının (yargı ve güvenlik güçleri)  kontrolünü elinde topluyor. Diğer taraftan, AKP iktidarı bu “yeni düzene” uygun yeni bireyin üretilmesi sürecini, nüfusun yeniden üretimini (nüfus politikası), bunun alacağı biçimleri (aile-cinsel pratikler, tercihler), bedenin estetiğini (giysi, görünüm) mekanda ve zamanda yerini (ibadet saatleri, yerleri ve ritüelleri) denetleyen, yeniden şekillendiren bir biyopolitik rejimini egemen kılarak yönetmeye çalışıyor.
AKP ve temsil ettiği blok 2012 yılın kadar hemen hiç bir engelle karşılaşmadan  yoluna devam etti. Ancak 2012 yılında beş alanda görülen kimi gelişmeler bu “blok”un iç istikrarını kaybetmeye, muhalefetini yönetemez hale gelmeye başladığını düşündürüyor. Bu gözlemler doğruysa AKP iktidarının, momentumu korumak yada restore etmek için giderek daha fazla şiddet kullanmak zorunda kalacağını düşünebiliriz.
1) Mustafa Sönmez arkadaşımızın titizlikle aktarmaya devam ettiği gibi, 2012’de ekonomik göstergeler hızla kötüleşti. Bu, blokun unsurları arasında kaynak paylaşımı rekabetini  hızlandıracağı gibi, bloku destekleyen sınıf ve tabakaların bloka olan güveninin sarsacak hatta muhalefete dönüşmesine yol açacak dinamikleri harekete geçirebilir.
2) Cemaat – AKP çatışması, Gül-Erdoğan gerginlikleri “Blok”u siyasi omurgasını oluşturan koalisyonun çatladığını gösteriyor.
3) Blokun hegemonyasını kuran söylem de sarsılıyor: Başlangıçtan bu yana, hem bu blokun bileşenlerini bir araya yapıştırmakta, hem de bu blokla toplumun geri kalanını birbirine bağlamakta  kritik bir rol oynayan, “değişim”. “demokratikleşme” söylemlerini üreten liberal entelijensiya, şimdi eleştiri oklarını Blok’a ve devletine olmasa bile Blok’un “karizmatik” liderine yönlendiriyorlar.
4) Bloka verilen uluslararası destek sarsılıyor, özellikle Mısır’daki gelişmelerden sonra, AKP hükümetinin baskıcı uygulamaları artık göze batmaya başlıyor.
5) AKP iktidarı, Cumhuriyetçi muhalefeti ve Kürt hareketini birbirine karşı kullanarak yönetmekte zorlanıyor. Bu görüntüyü öğrenci hareketi biçiminde yükselmeye başlayan sol muhalefet eklenmeye başlayınca hırçınlaşıyor, ODTU olayları örneğinde de görüldüğü gibi, her toplumsal kıpırdanmaya, itiraza, basın açıklamalarına bile, büyük bir önyargıyla ve aşırı şiddetle müdahale ediyor. Bu tutum, toplumda giderek yaygın bir tepki üretmeye başlıyor.

Muhalefet olanakları, olasılıkları

Tarih bize (örneğin:1970’lerin ikinci yarısı) istikrarını kaybediyor bile olsalar “tarihsel blok”lara karşı parçalı, dağınık bir muhalefetin başarılı olmayacağını gösteriyor, bir “tarihsel blok”un karşısına bir başkasını koymak gerekiyor.
Bir “Tarihsel Blok”un kabaca, entelektüellerden, örgüt ve gruplardan, sınıflar arası ittifaklardan, nihayet bunları bir arada tutan bir söylemden oluştuğunu anımsarsak, karşıt bir “tarihsel blok” oluşturma çabalarının da bu beş boyutu birden göz önüne alması gerektiği sonucuna  ulaşabiliriz.
Bu noktada soruna, ya da bu göreve iki düzeyde yaklaşmamız gerekiyor diye düşünüyorum. Birinci düzey tüm solu kapsar. Burada hedef AKP de temsil edilen blokun karşısında, kapitalizmin ufkunun içine kalmaya devam etmekle birlikte,  etnik/ulusal, cinsel, ekonomik, demokratik hak ve özgürlükleri talep ve temsil eden tüm akım ve grupları, bireyleri kapsamaya çalışmaktır.
İkinci düzey, kendini “komünist” olarak tanımlayanlara, diğer bir değişle kapitalizmin, burjuva demokrasisinin, bir baskı aracı olarak devletin, sınıflı toplumun ufkunun ötesine geçmeyi amaçlayan geleneğin (anarşizmi de unutmadan) tüm yapılarına ilişkindir.
İkinci düzeyde yer alanların işlevi, kendi özgün programlarına göre çalışmalarını sürdürmeye devam ederken, bu çabalarını hep birlikte birinci düzeyi de içerecek, bir blok kurma yönünde koordine etmek olmalıdır diye düşünüyorum. Bu bağlamda Türkiye özelinde Cumhuriyetçi (sosyal demokrat-popülist) muhalefetle Kürt muhalefeti arasında bir diyalog kurmaya katkıda bulunmak, bu diyaloga aracılık etmek sanırım özellikle önem kazanmaktadır.
Yine komünistler açısından, hem blokun ortak özgürlükçü söylemini, kendi aralarındaki farkları yönetmeye olanak verecek biçimde oluşturmak, hem de bu söylemin emekçi sınıflar arasında yankı bulması için çabalamak gerekecektir.
Bir tarihsel blok oluşturmanın olasılıkları ve olanakları gündeme gelmektedir. Ancak bu olanaklardan yararlanabilmek için AKP’de temsil edilen blokun momentumunun, gerek toplumun gözünde gerekse de gelecek yerel ve genel seçimlerde kırılması son derecede önemlidir.